‘Demokrasiyi virüse kurban etmemeliyiz!’
17 Nisan 2020 , Cuma 17:28
  • Denge ve Denetleme Söyleşileri’nin ilk konuğu siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, “virüs ile demokrasinin tangosu”nu değerlendirdi. Tosun, hiçbir şekilde  demokrasinin salgınla mücadeleye kurban edilmemesi gerektiğini belirtti.  Yeni Korona virüsü salgını kısa sürede dünya ölçeğinde derin etkiler yarattı. Bu süreci  demokrasi penceresinden değerlendirmek amacıyla başlattığımız Denge ve Denetleme  Söyleşileri’nin ilkini siyaset bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun’un katılımıyla gerçekleştirdik. 

    DDA’nın Facebook sayfasından canlı yayınlanan söyleşide, salgın sürecinin yönetimine  ilişkin Türkiye ve dünya örnekleri denge ve denetleme perspektifinden masaya yatırıldı.  “Salgın ve Demokrasi” başlıklı söyleşide Tanju Tosun, içinden geçilen süreci “virüs ile  demokrasinin tangosu” olarak nitelendirdi. Süreç yönetiminin demokrasinin alanının  daraltılmasına gerekçe kılınmaması gerektiğini vurgulayan Tosun, “Temel husus  demokrasiyi korona virüse kurban etmemek” dedi.

    Şeffaflık, katılımcılık ve güven 

    Salgın yönetiminde konsolide demokrasilerle, rekabetçi/seçimli otoriter demokrasilerin  aldıkları tutumların farklılaştığına dikkat çeken Tosun, sürecin nasıl yönetildiğine ilişkin  temel kriterlerin şeffaflık, katılımcılık, taleplere duyarlılık, güven ve öngörülebilirlik  olduğunun altını çizdi.  Tosun, “Denge ve denetleme perspektifinden baktığımızda meseleyi, sadece  yönetilenlerin rızasına indirgeyemeyiz. Aynı zamanda siyasal sistem içerisindeki farklı  kurumların da rızasına dayalı bir ilişki bütününün olması gerekiyor. Bu ilişki bütününe  baktığımızda burada medyayı, siyaseti, muhalefeti, sivil toplumu göreceğiz. Bunlar bu  sürecin yönetimine ya da kararların alınmasına ne kadar katılıyor? Türkiye örneğinde  maalesef bu mümkün değil. Ama şeffaflık, hesap verebilirlik, güven sacayakları üzerine  oturan kurumsallaşmış demokrasilerde süreç sadece halk rızasına dayalı bir şekilde değil  aynı zamanda kurumların rızasına dayalı bir şekilde yönetiliyor” dedi.

     

    Yerel yönetimler ve sivil toplumla işbirliği 

    Tosun, Türkiye’de salgınla mücadelenin denge ve denetleme perspektifine uygun  yürütülememesinin, politikaların tek merkezden belirlendiği mevcut siyasal sistemden  kaynaklandığını dile getirdi. Verilerin kamuoyuna aktarılması, yerel yönetimlerle işbirliği ve  sivil toplumun sürece dahil edilmesi gibi konularda eksiklikler olduğunun altını çizen  Tosun, “Tek başına verilerin her akşam televizyon ekranlarından verilmesi şeffaflık değil  aslında. Dünyanın çeşitli ülkelerine baktığımızda il ve mahalle bazında verilerin  paylaşıldığını, bu veriler üzerinden akademisyenlerin ciddi çalışmalar yaptığını görüyoruz”  dedi.

    Türkiye’de salgınla mücadelede yürütme ile yerel yönetimler arasındaki yetki tartışmalarına  da değinen Tanju Tosun, “Yerel yönetimler Türkiye’nin idari yapısı içinde anayasal ve yasal  organlar olarak karşımıza çıkıyor. Yerel yönetimlere verilmiş görevler var. Bu süreçte yerel  yönetimler ne kadar çok etkin olabilirse, sistemin hem iş yapma kapasitesi hem de ürettiği  rıza ve güven duygusu o ölçüde yükseliyor” ifadelerini kullandı.

     

    Süreç tek başına bürokrasiye teslim edilmemeli 

    Londra Belediyesi’nin internet sitesine girenleri sivil toplum kuruluşlarına ve yardım  kuruluşlarına bağış yapmaya yönlendirmesini örnek veren Tosun, Türkiye’de ise salgının  ekonomik ve sosyal etkilerine karşı mücadelede yerel yönetimler ve sivil toplumu dışlayan  bir süreç yaşandığını ifade etti. Tanju Tosun, süreci tek başına bürokrasiye teslim eden bu  yönetim tarzının, Türkiye’nin kaynak kapasitesinin ve nitelikli insan kaynağının yeterli  ölçüde kullanılmasına engel olduğunu belirterek, “Süreç bürokrasiye teslim edildiği zaman  sürecin yönetiminde denge ve denetim ile kurumlar arası işbirliği ve eşgüdüm istendiği  ölçüde sağlanamıyor” dedi.

     

    Demokrasi salgın gerekçesiyle fada edilemez 

    Tosun, salgın yönetiminde sivil toplumun önemine de vurgu yaptı. Sivil toplumun güçlü ve  organize olduğu ülkelerde sürecin daha iyi ve daha şeffaf yürütüldüğünü belirten  Tosun, “Çin, Singapur gibi devlet kapasitesi yüksek, güçlü otoriter sistemler tarafından salgın karşısında gösterilen başarı, asla ve asla demokrasinin sağlık için feda edilebileceği gibi bir çıkarsamaya yol açmamalı. Demokrasi korona virüse kurban edilmemeli” diye konuştu.

     

    Devletler elde ettikleri veriyi nasıl kullanacak? 

    Salgın yönetiminde kullanılan dijital teknolojilerin otoriterleşmenin bir aracı olarak  kullanılabileceği yönündeki endişeleri de değerlendiren Tosun, “Burada soru, otoriter  devletlerin elde ettikleri veriyi nasıl kullanacakları? Dijitalleşmenin salgından sonra  masumane amaçlar için mi kullanılacağı? Yani doğrudan doğruya insan yaşamını  rahatlatmak ve refah için mi kullanılacak, yoksa devletin kendi amaçları, özellikle de otoriter  iktidarlarca bireyleri daha sıkı kontrol etmek için mi kullanılacak? Bu çok önemli bir sorun  olarak karşımıza çıkıyor. Ama dijitalleşme önümüzdeki süreçte kaçınılmaz bir gidişat” dedi.

     

    ‘Salgın yine yoksulu ve yoksunu vuracak’ 

    Tosun, COVID-19 salgınının toplumsal eşitsizlikleri daha da arttıracağı yönündeki  öngörüleri hatırlatarak, şunları dile getirdi: “Salgın yine yoksulu ve yoksunu vuracak gibi  görünüyor. Bunun demokratik siyasetin geleceği açısından ne gibi sonuçları olacak?  Mesela Tunus’un siyasetinde bu tür krizlerin olumlu katkı sağladığı düşünülüyor. Türkiye  açısından baktığımızda, artık popülist siyaset ve demagojik liderliğin yerine bilimi referans  alan, sağduyu ile hareket eden, dayanışma ve güven telkin eden, işbirliğine yatkın ve ekip  çalışmasına önem veren bir lider ve parti siyasetine seçmen tarafından yavaş yavaş daha  fazla rağbet gösterileceğini düşünüyorum. Siyasal partilere de önemli bir görev düşüyor.  Kendilerini mutlaka yeniden yapılandırmaları gerekiyor kadroları itibariyle. Otoriterleşme  ve popülizme yatkınlıktan ziyade, sürecin sonucunda sınıfsal anlamda bir saflaşmanın da  yavaş yavaş oluşacağını düşünüyorum. Bir anlamda sınıf bilincinin, yapay siyasal kimliklerin yerini almaya başlayacağını düşünüyorum”.

    e-bültenimize abone olun!

    En Çok Okunanlar
    Yazarın Diğer Yazıları