Bir Arada Ama Nasıl: Ortak Gelecek için Ortak Mekanlar
23 Nisan 2016 , Cumartesi 14:08
  • Toplumların elde ettiği tarihi ve güncel deneyimler zaman içinde katman katman birikir. Her toplumun kendine has iletişim kurma yolları; düşünce ve davranış biçimleri, bu birikimden süzülerek şekillenir ve kültürü oluşturur. En nihayetinde, toplumun her bir ferdi olarak sahip olduğumuz değer yargıları ve yaşama biçimlerinin kaynağı da bu kültürdür. Diğer yandan, bizler de her an bu kültürü besleyerek geleceğe nasıl aktarılacağına karar veririz. Örneğin, karşılıklı saygı, diyalog, çoğulculuk gibi değerleri ne kadar sahiplenirsek, barış içinde bir arada yaşama kültürünü, hem bugün hem de gelecek için, o kadar güçlendirmiş oluruz.

    Bir arada yaşama kültürü, en çok, herkesin erişimi ve ortak kullanımına açık olan mekanlar yoluyla kendini açık eder. Bu ortak mekanlar, toplumsal yaşam için adeta birer kap olurlar. Her türlü sosyal etkileşim bu kabın içinde gerçekleşir ve anlam kazanır. Örneğin bir sokak, yalnızca evlerle yolları birbirinden ayırmaya yaramaz; aynı zamanda çocukların koştuğu, gençlerin köşebaşlarında arkadaşlık kurduğu, yaşlıların kapı önlerine çıkardıkları sandalyelere oturup sohbet ettiği yaşayan bir alandır. Paylaşılan her şey, kaplarda bırakılan izler gibi, mekanlara da siner ve nesilden nesile taşınır.

    Dünyada binbir çeşit kültür vardır fakat insanlar her yerde, bir araya gelecekleri mekanlara ihtiyaç duyar. Latin Amerika’da yaşayanların gezindiği meydanların adı plaza’dır; Afrika köylerinde toplanılan çimenliklerde, yetişkinler dans ederken, çocuklar oyun oynar. Avrupa’da en canlı yerler, trafiğe kapatılmış yaya alanlarıyken; Orta Doğu’da souk denilen çarşılardır. Türkiye’de ise, yüz yüze geldiğimiz onca mekanın içinde, pazarların başka bir yeri vardır.

    Mahalleler, ibadethaneler ya da otobüs durakları gibi ortak yaşam alanlarında özgürce bulunabilmek için, özel bir etkinliğe ihtiyaç yoktur. Kendimiz olarak var olduğumuz bu yerlerde, bize benzemeyenlerle de karşılaşırız. Birbirimizin farklılıklarını tanır; bu farklılıkların birer engel ya da tehdit olmadığını hatırlarız. Bu da herkesi, kendi eylem ve yargılarında serbest bırakmayı, yani tahammülü, hoşgörüyü getirir.

    İmece usulü yardımlaşma, en çok, herkesin birbirini tanıdığı köy yerlerinde yaygındır. Demokrasi, kent sorunlarının meydanlarda tartışıldığı eski Yunan sitelerinde ortaya çıkmıştır. Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Bir toplumun müşterek biçimde kullandığı mekanlar, karşılaşma ve paylaşıma ne kadar izin veriyorsa; hoşgörü de yeşermek için o kadar çok zemin bulur. Birbirini olduğu gibi kabul etmek, birbirini anlama çabasını doğurur. Diyalog, müzakere ve dolayısıyla uzlaşma daha çok mümkün olacağından, bugün olduğu kadar, gelecekte de bir arada yaşamak için istek duyulur.

    Geleceği, yalnız kendimizi değil, başkalarını da hesaba katarak hayal etmeye başladığımızda, nasıl yaşam mekanlarının bizleri bir araya getireceğini de hayal etmeye başlarız. Bu da, hepimiz için güven ve huzur vadeden ortak geleceği bir arada inşa etmenin ilk adımıdır.

    e-bültenimize abone olun!

    En Çok Okunanlar
    Yazarın Diğer Yazıları